[Tütün düşmanları ne olduklarının bilincinde olmayan, şeytan cin kovma derdine düşmüş birer papaz çömezi aslında ve Engizisyon odunlarını yeniden tutuşturamadıklarından bizi kararnamelerle aforoz ediyorlar.
Saint adıyla tanınan Simon Tempların ölümsüz yaratıcısı Leslie Charteris bir hikayesinde Solucanlardan Nefret Eden Adamı anlatır. Oldukça masum bir monomani dersiniz, değil mi? Büyük hata. Solucanlarla Mücadele Komitesinin kurucusu ve tek üyesi olan bu adam solucanları sadece yeryüzünden değil yerin altından da yok etme iddiasındadır. Oysa solucan tarım açısından yararlı olup gübre oluşmasını sağlar, en kalın killi toprakları bile havalandırır vb
Bereket versin Saint bu işin peşine düşer. Saint sayesindedir ki bugün hâlâ domates ve bezelye yiyebiliyoruz, ama kıl payı kurtulduk, zira anti-yersolucanı davasının bu militanı çok etkili bir zehir üretmeyi başarmıştı ve ilkin İngiltereyi sonra da bütün dünyayı bu zehirle kaplamaya hazırlanıyordu.
Arma virumque cano. Sigarayı, pipoyu, puroyu övmeye geldi sıra. Provokasyon olsun diye değil, öncelikle hoş olduğu için. Ayrıca bizim açımızdan mevcudiyetini koruyan bir uygarlık, bir tarih, bir geçmiş olduğu için. İnsanlar arasında, insanlarla Tanrılar arasında bir iletişim biçimi, zamanın ve mekânın bir parçası, bir ritim, bir nefes (ille de bronşitli olması gerekmiyor), bir arzu ve bir zevk olduğu için. Bir Katalan atasözü şöyle der: Şeytan oyun oynamayanın, sigara içmeyenin, aşk yapmayanın varını yoğunu elinden alır.] (Jean Jacques Brochier)
[Tütün içerken insan, uyguladığı pratik ne olursa olsun, tahlil edildiğinde davranış ve dil göstergebilimi açısından aydınlatıcı olacak pek çok el hareketi yapmakta, çok sayıda dokunma edimi gerçekleştirmektedir: Eşeler, yavaş yavaş doldurur, dudaklarıyla, dişleriyle, parmaklarıyla, baş parmağıyla okşar, uçlarını ısırır (kibrit ya da puronun), sigarayı sarmadan önce tütünün kıvrımlarıyla sevgilinin saçlarıyla ya da kıllarıyla oynarmış gibi oynar, piposunu emer, giderek en keyifli nefesi çekmek için içini zift bağlatır, dudaklar oburlaşmıştır, burun delikleri açılır kapanır, tükürüğüyle ıslatır.
Tütün içmek, böylece zamanı ve mekânı kendine bağımlı kılmaya, boyutlarımıza ve en derinde yatan isteklerimize gerçekten uygun bir çevre yaratmaya olanak tanımakta, aynı zamanda sağladığı güvenle kendini bulmaya izin vermektedir, başkası o güven içinde bizi şeyleştirse de biz bu sahnelenmeyi aşarız.] (Christian Mériot)
***
O vakitler hâlâ mutlu vakitlerdi. Komünizmin ölmesine daha iki yıl vardı. Karma ekonomiler de vardı ve piyasanın içinde olup da ekonomik krizi hissetmeyen dangalaklar her yerde çoğunluktaydı. Sigara içmek ikinci sınıf vatandaş sayılmak için yeterli ve geçerli önkoşul olmamıştı. İnsanlar, kafalarının bir yanında, daha ulvi amaçları için depolar kiralardı. Hadi gelin bugün dumanı toplumsal bir utanç haline getirelim deseniz size gülerlerdi. En azından Kızılderili arkadaşlarınız gülerdi. Hem devletin hem de akademinin sosyal yanları kanunların koruması altındaydı. Akademisyenlik gibi gönül indirilen bir mesleğin erbapları ya da okuma/yazma edimine gönül koymuş insanlar arasında sigara, içki, kadın, esrar gibi tatları ve fonksiyonları iç mekânlarda ikinci dereceden bir bilinmeyenli en basit parabol denklemi gibi misli artan kötü alışkanlıklara getirilecek yasakların kabul görme yaygınlığı ya da hızı, sıfırın altında bile değildi. Yoktu. Her insan, hayata, dünyayı ve içindeki her şeyi yeni baştan çaresizce tecrübe etmek için gelirdi. Her kedinin ve her kö peğin hayatı bambaşka, biricik bir hayattı. O yüzden dünyayı değiştirmek daha kolaydı. Kuşaklar birbirine tutkalla, aşkla ve Red Kitle bağlanırdı. Başyapıtlara duyduğumuz gönül borcunda, kitapların sayfalarına daha müsveddelerken sinmiş dumanın da payı vardı. Velhasıl, ne olduysa nasıl olduysa oldu, dumanın zararlarını insanoğlu son çeyrek asırda birdenbire, sanırım ilk olarak Atlantikin karşı tarafında bir büyülenmeyle keşfediverdi! Bazı ülkeler de ithal etti.
[Suat Kemal Angı, WALTER BENJAMİNLE YAŞAMAKtan
]
--
i'll stay home forever
where two and two always makes a five.
--
.....
*Irmakdiyebiri yukardaki gibi bisiler demek istedi*
onur duyduk
galeriniz de muhteşem.
--
.....
*Irmakdiyebiri yukardaki gibi bisiler demek istedi*
--
...öte`den`beri`siz, öte beri siz...
Previous Page12345...Next Page